Genel olarak toplumların, özel olarak da halkların, emekçilerin ve ezilenlerin gözde konu ve kavramlarının başında 3D olarak kodladığım devlet, demokrasi ve devrim gelmektedir. Bunlarla yakından ilgilenen halklardan (ulus olarak) birisi de Kürtlerdir. Nitekim ülkemiz, bölge ve Ortadoğu deyince öncelikle Kürtler akla geliyor. Son iki yıllık süreçte de büyük değişikliklere imza atan bir toplumdan söz ediyoruz.
Çeşitli adlarla ifade edilen “süreç”, bugün için duraklama devirlerini akla getirse de Kürt toplumu, canlı ve hareketli görüntülerle ilgi çekmeyi sürdürmektedir. Haftasonu katıldığım DEM Parti Zeytinburnu ilçe kongresinde de benzer canlılığa tanıklık etme imkanım oldu. Kongreye katılan yönetici, üye ve Milletvekilleri, konuşmalarında sürece dair de düşünceler paylaştılar. Hatta konunun odak noktasına “barış süreci” denilen hadise oturdu demek yanlış olmaz.
Devrim Şehitleri İçin Saygı Duruşu
Kongre, “devrim şehitleri” için yapılan saygı duruşu ile başladı. Kadınların “Jin Jiyan Azadi” biçiminde slogan attıkları dikkat çekiciydi. Salon dolu olmasına rağmen katılımın düşük olduğuna işaret edilmesi, bence önemli bir sorunsaldı. Çünkü daha önceki yıllarda büyük salonlarda yapılan toplantılar, şimdilerde küçük alanlara taşınmış görünüyor. Programda demokratik devlet, demokratik cumhuriyet, komünalizm, sosyalizm, ekoloji, kadın özgürlüğü gibi temalar baskındı.
Çokça demokrasi, demokratik devlet sözleri kullanılsa da konuşmaların merkezinde ulusal problem vardı diyebiliriz. Nihayetinde salondaki halaylar, oyunlar, müzikler, topluluğun davranış tarzı, ruh durumu, karakteri, Kürdi/milli bir özellik taşıyordu. Topluluğun moral ve motivasyonuna diyecek yoktu. Kongrenin güzel ve anlamlı sonuçlarından birisi de sosyal ve politik bir aile geleceğinden olan Hakan Rakip arkadaşımızın yönetime girmesi oldu. Yeni yönetimi ve sevgili Hakan’ı kutluyor, başarılar diliyorum.
Kürtler ve İki Çizgi Mücadelesi
Kongreyi izlerken bir yandan da Marksist siyaset felsefesi açısından Kürtler ve ulusal mesele hakkında neler söylenebileceğini düşündüm. Yazıya başlık yaptığım terimler, aklıma ilk gelenler oldu: Devlet, demokrasi ve devrim! Emekçi sınıfların tarihi açısından da ezilenlerin tarihi açısından da devlet, demokrasi ve devrimin başat problemler olduğunu düşündüm. Salonda daha çok demokrasi kavramı kullanıldı denilebilir. Modern, demokratik devlet ve cumhuriyet ifadeleri de öne çıkarıldı. Uyumsuz hatta tutarsız gibi görünen tezler de dile getirildi. Misal, bir yandan demokrasi mücadelesi ve barış kavramlarına vurgu yapılırken diğer yandan da “kavga asla bitmedi, mücadele sonuna kadar sürecek” gibisinden görüşler ifade edildi.
Aslında benzer (muğlak) açıklamalar Meclis, Kandil ve İmralı’dan gelen mesajlarda da görülüyor. Bunları hergün medya ve sosyal medyadan öğreniyoruz. Bu konularda netleşmiş bir tavrın ve fikrin olduğunu söylemek zor. Dolayısıyla “kesin hükümcü” olmamakta yarar var. Maocu siyaset jargonuyla söylersek gelişmeleri “iki çizgi mücadelesi” terimiyle açıklamak en makul ve mantıklı açıklama şekli olacaktır diye düşünüyorum. Çizgilerin hangisi kazanır; devlet, demokrasi ve devrim çizgisi mi, yoksa teslimiyet, tasfiye, terhis ve taviz mi kazanacaktır, bunu zaman ve gelişmeler gösterir. Hem somut gözlemlerle hem de yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere iki taraf (devlet ve Kürtler) arasında demokratik bir işleyişin olduğu söz konusu değil. Yani silahların eşitliği ilkesi, rafa kaldırılmış durumda. Objektif koşulların eşit olmadığı bir süreçte, örneğin “eşit yurttaşlık” gibi bir sonuç beklemek, -kusura bakılmasın ama- biraz saflık olur.
Halklar, Devrim ve Devlet
Devlet, uygar topluma geçişle birlikte kurulan ilk organizasyondur. İstisnai örnekler dışta tutulursa bu organizasyonların, genellikle egemen sınıflara hizmet ettiği, önemli bir hakikat olarak karşımızda duruyor. Emekçi sınıflar gibi ezilen uluslar da devleti gözardı edemez. Devrim ve demokrasi de devletsiz söz konusu olamaz. Devlet, devletsiz uluslar için de (örneğin Kürtler) özel bir anlam ifade eder. Bütün mücadele, tartışma ve talepler onun çevresinde dolanır. Modern devlet teorileri açısından temsili demokrasi, dolayısıyla “demokratik devlet” tezi de burada önem kazanır. Bu nedenle 3D’nin birbirine bağlı anlamlar taşıdığını saptamak zor değil. Çünkü emekçi sınıfların ve ezilen ulusların, tarihte devrim ve devleti yok sayarak demokrasi, sosyalizm, özgürlük ve eşit yurttaşlık gibi haklara kavuştuğu görülmedi.
Ulusal sorun denildiğinde ilk akla gelen konu devlettir denilir. Lenin’in devleti, devrim ile birlikte ele aldığı biliniyor. İnsanlık tarihinde devletin ilk doğuşu da, bir tür devrimdir. Modern devletler de, devrimlerle kurulmuştur. Bunlar burjuva devrimi veya benim adlandırmam ile karşı devrimlerle olmuştur. Emekçi sınıflar ve ezilenler açısından devrimler, demokrasinin yetmediği, hatta gelişmeler önünde engel olduğu zamanlarda yürürlüğe girer. Devrimle birlikte toprak parçası, yönetim biçimi ve toplum el değiştirmiş olur. Bu şekliyle devlet, demokrasi ve devrim, kesintili ve sonlu değil, aksine hareketli, değişip dönüşen ve süreklilik arz eden yapılardır.
Kürtlerin Demokrasiye Katkısı
Kongrede öne çıkan barış, kardeşlik ve demokrasi vurgusu ile koşullar arasındaki ilişkiyi de iyi anlamak gerekir. Çünkü bu haklı taleplerin kapitalizm koşullarında, emperyalizm çağında kurulup kurulmayacağı kesinlikle tartışma kaldırır. Bununla birlikte kongre ve kongre bağlamını da aşarak söylersek Kürt ulusal hareketi demokrasi konusunda, dünya halklarına örnek gösterilecek uygulamalara imza atmıştır. Türkiye ve Kürdistan halkları arasında devrimci bir cephe kurmakta işlev görmüştür. Milliyetçi sol söylemleri ve sosyal şövenizmi geriletmede işlev görmüştür. Eğer önemliyse pekçok sol parti ve platformdan insanları parlamentoya taşımıştır.
Modern dönemin dünyadaki en demokratik partileri nasıl ki proletarya partileri (eksik ve hatalı yanlarıyla birlikte SBKP, ÇKP vs.) temsil ediyorsa “en demokratik” ulusalcı partiyi de Kürt hareketi temsil eder. Dolayısıyla böylesi bir geleneği, önder bile olsalar tek kişinin veya önemli birkaç şahsiyetin insafına bırakmak, büyük bir problem gibi görünmektedir.
Devrim, Neden Gereklidir?
Toplumsal ve sınıfsal mücadele tarihleri gösteriyor ki demokrasinin veya temsili ya da demokratik devletlerin yetmediği yerde devrim gerçeği, hükmünü verir. Eğer temsili demokrasi ve “ulusal sorunun demokratik çözümü” yeterli olsaydı “devrim” denilen toplumsal müdahaleye zaten gerek kalmazdı. Bence gözden kaçırılan nokta burasıdır. Ulus özelliği gösteren toplumların, devrim ve devlet dışında bir yol izleyerek var oldukları da görülmedi. Hatta topluluklar, ulus özelliği göstermeseler bile modern çağda, ancak devlet olgusuyla varoluşlarını gerçekleştirmişlerdir. Kastettiğim, devleti mutlak, pratik veya kutsal göstermek değil, hakkın kendisine sahip olmaktır. Hakkın kullanılması, muhatabına bırakılır. Muhatap, bu hakkı ister kullanır, ister kullanmaz.
Ulusal Sorunun Eritilmesi
Türkiye’de olsun Avrupa’da olsun katıldığım bu tür toplantılardaki konuşma ve öngörülerde kitlelerin rahatlıkla ikna edilmediğini görüyorum. Zeytinburnu toplantısı da bundan azade değildir. Bunun merkezi nedenlerinden birisi, izlenen barış ve çözüm politikalarının emperyalizm çağının doğasına uygun olmamasıdır. Buna bir de Kürtler ve emperyalizmin güdümünde olan bağımlı bir Türkiye devletinin eklendiğini düşünün! Kongrenin verdiği ders ve tecrübe bu noktada da önemli olmuştur. Konuşmalardaki, görsellerdeki ve davranışlardaki stres, gerilim, umut, coşku, kuşku ve kaygının bir aradalığı da bunu gösteriyor.
Ulusal sorun (dil, tarih, toprak ve iktisat birliği) tartışmasını, demokratik devlet, kadın hakları, ekoloji, inançlar tartışması için de boğma ve etkisiz hale getirme eğilimi gelişiyor. Bir atasözünde dile getirildi gibi sapla saman karıştırılıyor. Sınıf dinamiği başta olmak üzere kimlik dinamikleri de son derece önemlidir. Fakat bunları, ulusal talebin önüne veya yanına, yöresine koymak sorunu çarpıtmaktan başka bir anlama gelmez. Üstelik Kürt ulusal meselesini, yalnızca ezilen kimlikler ve ekoloji içinde eritmek de değil, daha tehlikelisi, kapitalist süreçler (Anayasa, yargı, parlamento, yasalar, hukuk vs) içinde buharlaştırmaktır.
Kongreden Canlı ve Renkli Sahneler
Devrimci Kürt hareketinin yalnızca milli Kürt bilinci konusunda değil diğer toplumsal hareketler konusunda da olanaklar yarattığı bir gerçektir. Hatta ülkemizin yakın tarihinde emekçi sınıfların lehine olmak üzere büyük bir kattıya imza attığı, önemli ufuklar açtığı, haklar ve özgürlükler geliştirdiği de doğrudur. Ne var ki ulusal talepleri, bu dinamikler içinde eritmeye çalıştığı, bunu da gerici/faşist rejimlerle sağlamaya yenildiği de doğrudur! Kongrenin, bu noktada da bize ulusal bilincin ve davranışın ne olması gerektiği konusunda öğrettikleri vardır.
Kitle bileşenine bakıldığında kadın, erkek, kızlı erkekli çocuklar, yerel kıyafetleriyle geniş bir sosyal çevrenin bir arada olduğu görülmekte, sıcak, canlı ve renkli sahneler sergilenmektedir. Bu da ulusal sorunun, söylem düzeyinde bir kişiye, kanaat önderine, heyete, hukuka bırakılsa bile pratiğin, daha gerçekçi bir yerde durduğunu işaret etmektedir. Tüm bu tasvirler ulusun, en geniş bileşeniyle katıldığı toplumsal hareketler, ekolojik, sosyalist, komünalist, feminist nitelikte değil, esasen ulusal nitelikte olduğunu imliyor. Dolayısıyla ezilen ulus hareketine, kulağa hoş gelen terimlerle de olsa farklı teoriler dikte etmek, sorunlu ve lüzumsuz görülmektedir. Halkın, milli değerlerle ortaya koyduğu pratik uygulamalar ve taşıdığını ruh durumu, dikkat çekicidir. İzlenmesi gereken güzergah da bu çizgi de aranmalıdır.