site logo
  • ANASAYFA
  • FELSEFE
  • POLİTİKA
  • SANAT
  • HAKKINDA
  • KİTAPLAR
  • KONUK
  • ETKİNLİK
Haziran 15, 2026  |  By Mehmet Akkaya In Felsefe, Politika, Sanat

Devletini Arayan Uluslar

657613376_4313237192261260_4278108579715433427_n

Newroz – 2026

Ulusunu Arayan Devletler

DEVLETİNİ ARAYAN ULUSLAR!

Ulusal sorun açısından son 300 yıllık dünya tarihine, “devletini arayan uluslar” ile “ulusunu arayan devletler”in tarihi damgasını vurmuştur diyebiliriz. Kuşkusuz ki Osmanlı’nın mirası olan Türkler, ulusunu arayan devlet kategorisi içinde iken Kürtler ise devletini arayan ulus kategorisine girmektedir. İlki gerçekleşmişken ikincisi henüz arayışını sürdürüyor. Bu arayış kendisini çeşitli formlara sokarken varlığına çeşitli görüntüler veriyor.

Kürtlerin ulus sorunu, bazen hukuksal arayışlar içinde var oluyor, bazen de lider veya önder denilen bireysel şahsiyetlerin mektupları, mesajları üzerinden var oluyor. Newroz örneğinde olduğu gibi bazen de kültürel, mitolojik, inançsal, ulusal biçimde kendini var ediyor. 2026 Newrozu’na da ulusal sorun, bu “zengin” görünümleriyle bir kez daha damgasını vurdu diyebiliriz.

Newroz Ateşiyle Isınmak

Pazar günü Kürtler başta olmak üzere, İstanbul’un duyarlı kesimleri, ezilenlerin, emekçilerin bir bölüğü olarak Newroz kutlamasına katıldık. Soğuk ve yağmurlu bir günde Yenikapı’da yakılan newroz ateşinde ısınmaya çalıştık. Her zaman olduğu gibi polis kuşatması altında bir gündü. Semtten arkadaşlarla katıldık newroza. Arama noktalarını, bariyerleri aşarak Yenikapı – sahildeki alana girebildik. Suavi’nin devrimci halk şarkıladı kitleyi. Newroz alanına girişimiz coşkulu oldu. Sahnede Selahaddin Demirtaş sansür edilmiş gibiydi. Belki de bana öyle gelmiştir. Fakat alanda onun fotoğrafını taşıyan gençler az değildir. Bu seneki newroz her yıla oranla daha kitlesel göründü bana. Sanki yüzbinlerce insan vardı. Bunda devletin “barış yumruğu” politikası etkili olmuş mudur, bilemiyorum.

Kürt kitlesi ve sosyalist kortejler zengin değildi. Yani organize olmamıştı demek istiyorum. Üstelik de çok dağınık bir izlenim veriyordu. Dolayısıyla pankart ve flama altında yürüyenler de azdı. Bağımsız insanlar, gruplardan mesafeli duran kitle sayısı, dikkat çekecek kadar çoktu. Sosyal şövenist sol gruplar ise alanda hiç yoktu denilebilir. Katılım sağlayan sosyalist ve Marksist gruplar her newrozda kürsüden anons edilirdi. Bu defa o da olmadı. Belki ben de duymamış olabilirim. Gözler, kulaklar “malum mesajın” okunmasına yoğunlaşmıştı. Genel planda ise ülke ve dünya sorunlarına ilişkin konuşmalar, sunumlar, sloganlar vardı. Savaşlar, barış talebi, yoksulluk, hukuk ve kimlik sorunları başta geliyordu. Söylemin zengin olduğu dikkat çekiciydi. Şimdi de newroz kutlamasından dolayı tartışmak istediğim birkaç konu ve kavrama değinmek istiyorum.

Halk Önderi mi Ulusal Önder mi?

Her ne kadar önder denilen, bireysel şahısların okunan mesajlarında “ulusal sorun ve talepler dönemi kapandı” denilse de ulusun, pratik tavrı bunun hiç de bittiğini göstermiyordu. Süreç, sorunun yalnızca dil, uslup ve dolayısıyla biçim değiştirdiğini gösteriyor. Mektup, mesaj ve uzlaşma söylemlerine rağmen ulusun, Kürt’ün ve Kürdistan’ın adının geçmediği bildirilere rağmen kitleler, siyasal baskılara, soğuğa, yaş/yağmur engeline karşın alanları doldurmaya devam ediyor. Aynı zamanda Kürt halkı ve ulusu, bildirilerin söylediğini yalanlamıyor olsa bile incelikli bir kalem müdahalesiyle Kürt’süz ve Kürdistan’sız mesajları redakte etmeyi, ona şerhler düşmeyi de asla ihmal etmiyor.

Redaksiyon bağlamında iki noktaya işaret etmek şarttır. İlki “önder” sıfatıyla gündemde olan kişiye “ulusal önder” yerine “halk önderi” gibi milli duruşu ıskalayan bir kavramla hitap edilmesidir. Nihayet ulus ile halk, anlamdaş kavramlar değildir. Bir ulusu, halk kavramıyla ifade etmek, uzlaşmacı ve ayrıca self determinasyonu paranteze alan bir söylemdir. İkinci sorun da, tecrit ve rehin/esir denilen bir kişinin kaleminden çıkan yazının içeriğini, olduğu haliyle benimsemektir. Oysa böylesi metinler üzerinde sistemin “redaksiyon hakkı” ya da tasarrufu olduğunu akılda tutmak zorunludur. Nitekim, Kürt terimini geçirmeyen ve Kürtler’den söz etmeyen bir mesajı, bir “halk önderi”nin yazmış olması, kuşkuludur. Eğer kendisine ait olduğu kesinse, bu sefer de yapılması gereken, metnin sorgulanmasıdır.

Kürtler: En Dinamik Ulus

Ortadoğu’nun yakın tarihine bakılırsa en dinamik halk hareketleri bu bölgede ortaya çıkmaktadır. Son savaş ve saldırılar dikkate alınırsa dünyanın kalbi Ortadoğu’da atıyor denilebilir. Belirtmeye bile lüzum yok ki, Kürtler de bölgedeki dinamik toplumların başında gelir. Emperyalizmin uluslararası operasyonları, dolayısıyla devrimci hareketlerin krizleri ve bilhassa önderlik krizleri de öncelikle bu bölgedeki hareketlerde yaşanıyor.

Biraz daha genişleterek söylenirse Nepal’de, Hindistan’da, Filistin, Kürdistan, daha yeni olarak da İran’da önderlik krizlerinin sosyal, ulusal ve sınıfsal hareketlere damgasını vurduğu gözlerden kaçmıyor. Filistin örneğinde olduğu gibi öncünün, “öfkeli” ve sekter davranışı da, Kürt hareketinde görülen “uzlaşmacı” eğilimlerin de, kesinlikle sorun çözecek cinsten olmadığı görülmektedir. Türkiye’deki bir buçuk yıllık deneyim bile, konuya dair bize somut veriler susmaktadır.

Ferdilik: Kitle/Birey Gerilimi

Tarihsel süreçte bireye ve örneğimizde önderliğe kutsallık yüklemek gibi eğilimler kitlelerin, yaratıcı, yaratıcı olduğu kadar da ilerici potansiyelini ve açığa çıkan devrimci enerjisini buharlaştırma özelliği taşımaktadır. Kürt halkının ve ulusunun talepleri açısından bakıldığında 2026 Newrozu’nun toplum/birey ya da kitle/kişi karşıtlığı için önemli tecrübe ve bilinçler ortaya çıkardığı açıktır. Öncünün bir kesimi gibi kitlelerdeki ferdi düşünüş ve davranış eğilimi, bağımsız hareket etme ve olup biteni sorgulama bilinci, Newroz’un görünür/görünmez ruhuna güçlü bir damga vurmuştur.

Ferdilik dediğim olgu durumu, newroz’a katılım sağlayan emekçiler, Kürt dostu çevreler, devrimciler ve Marksistler için de geçerlidir. Bu bakımdan ulusal hareketin gelişim seyri, sınıfsal hareketlerin gelişim seyrinden bağımsız değildir. Birinde gerçekleşen yükseliş diğerini de etkileme özelliğine sahiptir. Tersi de doğrudur. Birindeki düşüş diğerine de etki eder. Bu yüzden Stalin, diyalektiğin ilkelerini belirlerken haklı olarak ‘her şeyin birbirine bağlı olduğunu’ söyler. Bundandır ki Türkiyeli ve Kürdistanlı Marksistler, ulusal sorunla, yalnız self determinasyon nedeniyle değil, bu sürecin sonuçlarının, sınıf ilişkilerini etkileneceğini varsaydıkları için de, yakından ilgilenmektedirler.

Öncüsünü Arayan Kitleler

Kitlesini Arayan Öncüler

Stratejik olsun taktik olsun yeni hareket tarzları, zorunlu olarak sorgulama bilincini de geliştirir. Böylesi süreçlerde sınıf hareketleri gibi ulusal hareketlerde de öncü ve kitleler arasında bir gerilim yaşanır. Öncüye ilişkin kuşkuların ve sorgulamaların öne çıktığı koşullardaki pratik ve teorik durumu şöyle formülü edilebiliriz: “Öncüsünü arayan kitleler” ile “kitlesini arayan öncüler” görünüşte birlikte var olurlar ama gerçekte birlikte değillerdir. Bu tespitin ve argümanın anlamını bilince çıkarmak için İtalyan tarih ve toplum filozofu G. Vico’nun yaklaşımını hatırlamak faydalı olacaktır. Vico’ya göre tarihsel süreç corso ve ricorso biçiminde ilerler. Yani yükselişler ve düşüşler biçiminde var olur. Bu diyakektik ilke, sınıf hareketleri için olduğu kadar ulusal hareketler için de geçerlidir. Buradan hareket ederek son 1-2 yıllık gelişmelere bakıp elbette Kürt ulusal mücadelesi için de bunu söylemek yanlış olmaz. Tarih, hükmünü yükseliş-düşüş diyalektiği biçiminde veriyor.

Yükseliş sırasında önderlikler, aradığı kitleleri bulma ve onlarla birleşme, bütünleşme imkanı bulduğu halde düşüşler sırasında aynı başarıyı gösteremez. Her iki taraf da, bütünüyle olmasa bile ayrı saflara düşmekten kendini alıkoyamaz. Bölge ve ülkemiz genelinde söylersek bu durum, sınıf hareketleri için olduğu kadar Kürt sorunu ve Alevi/Kızılbaş toplumları için de geçerlidir. 2026 İstanbul Newrozu üzerinden bakıldığında meydanda olsun, kürsünün yansıttığı içerikten olsun, bildiri, mesaj ve bizatihi konuşmalara egemen olan ruh durumundan olsun ve bunların toplamda yarattığı sonuçtan olsun, öncü ve kitle arasındaki gerilimi görmek, hiç de zor olmamıştır. Bunu başta Kürtler olmak üzere sosyalist ve Marksist hareketlerin, Alevi/Kızılbaş toplumunun örgütlü, kitlesel tutum almak yerine, parçalı, bireysel ve dağınık hareket etmesinden anlamak mümkündür.

Düşüşten Yükselişe Geçiş

Dağınıklığı analiz ederken bunun ne kadarı dış kaynaklı ne kadarı içsel durum olduğu, önemli bir sorudur. İçsel olma durumunda da ne oranda kitlelerin duyarsızlığından, ne oranda öncünün/önderliğin aymazlığından kaynaklandığı da önemli bir soru olarak cevap beklenmektedir. Dağınıklık sorunsalını merak edenler, en merkezi söylemler ve mesajlar sırasında bile kitlenin, bunlara ilgisiz kaldığı ya da cılız katılımlarla eşlik ettiğini görüp meraklarına yanıt bulabilirler.

Dağınıklık dönemleri, kuşkusuz ki toplumsal hareketlerin düşüş dönemlerine eşlik eder. Düşüş dönemlerinin kendine has özellikleri vardır. Böylesi süreçlerde teori ve eylem diyalektiği arzulanan paralellikte değildir. Teori başka söyler, pratik başka söyler! Bu durum kendini politik pratikte de belli eder. Öncü başka bir dilden çalarken kitleler başka bir dilden söyler ve armonik yapı bozulur. Armoninin yeniden kurulması için düşüş, yerini yükselişe bırakmalıdır.

Previous StoryMarx, Ontoloji ve Epistemoloji

Son Yazılar

  • Devletini Arayan Uluslar
  • Marx, Ontoloji ve Epistemoloji
  • İletişim Felsefesi Nedir?
  • Marx ve Engels Ne Söyledi?
  • Kapitalizme Karşı Kitlesel Yürüyüş

Arşivler

  • Haziran 2026
  • Mayıs 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Aralık 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Temmuz 2021
  • Haziran 2021
  • Mayıs 2021
  • Nisan 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Son Yazılar

  • Devletini Arayan Uluslar
  • Marx, Ontoloji ve Epistemoloji
  • İletişim Felsefesi Nedir?
  • Marx ve Engels Ne Söyledi?
  • Kapitalizme Karşı Kitlesel Yürüyüş

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

İletişim

e-posta – akkaya44@hotmail.com Telefon - 0544694 5456
Bu site 2019 Tarihinde Mehmet Akkaya Tarafından Yapılmıştır