site logo
  • ANASAYFA
  • FELSEFE
  • POLİTİKA
  • SANAT
  • HAKKINDA
  • KİTAPLAR
  • KONUK
  • ETKİNLİK
Mart 20, 2026  |  By Mehmet Akkaya In Felsefe, Politika

Rosa Luxemburg ve Emperyalizm

arkafon

Rosa Luxemburg, Liebknecht ve Lenin,

Yol TV’de Anılıyor!

ROSA LUXEMBURG VE EMPERYALİZM

Yazının başlığını okuyan sosyal şövenist sol çevreler, Rosa Luxemburg’un da kendileri gibi düşündüğünü zannedebilirler. Ne var ki bu anlama yanlıştır. Zira Rosa Luxemburg, mücadele arkadaşı Karl Liebknecht ile birlikte “düşman kendi ülkende” görüşünden hareket ederler. Anti emperyalizm mücadelesinin çıkış noktası burasıdır. Mahir Çayan’ın, emperyalizmi “içsel olgu” olarak tespit etmiş olması da bu düşünce üzerine oturur. Aksi haldeki anlama, herkesin kendi ülkesindeki burjuva/feodal yönetimleri desteklemek anlamına gelir. Bu da dünya halklarının ve proletaryanın birbirine karşı savaşı demektir. Kaldı ki emperyalist devletler de, bir anda emperyalist olmamıştır. Ülke genelindeki emek sömürüsünün birikmesiyle sermaye tekelleşiyor. Luxemburg da Sermaye Birikimi adlı eserinde ulusal düzeyde ve uluslararası düzeyde sermayenin birikme koşullarını anlatıp tartışır.

Rosa Luxemburg, Polonya’da doğmuş ve gençlik yıllarını kendi ülkesinde geçirmiştir (1871-1919). 15 yaşlarındayken politik çevrelere giren Luxemburg, “Proletarya” adlı örgütle birlikte ilk muhalif tavrını geliştirmiştir. Sonraları Polonya Marksist partilerine katılıyor. Kurucu isimler, önderler arasında yer alıyor. Polonya’nın bağımsızlığını savunan partiden ayrılıp Polonya/Litvanya partisine giriyor. Bu parti Polonya/Rusya devrimini savunuyor. Kısmen otonomi de savunuluyor. Sonra üçüncü bir Marksist parti daha kuruluyor. Federasyonu savunuyor. Demek ki Polonya’da ulusal soruna ilişkin değişik görüşleri olan üç parti ve eğilim söz konusudur. İlki bağımsızlığı, ikincisi otonomiyi, üçüncüsü federasyon yanlısıdır. Rosa Luxemburg, bu tartışmalar içinde, ikinci eğilim yanlısıdır. Sınıf mücadelesi içinde mesele deyince epeyce kendini geliştirme imkanı buluyor.

Orta sınıf bir çevreden ve aileden gelen Rosa Luxemburg, yirmili yaşlarla birlikte göçmen devrimciler arasına katılıyor. Bunda devlet baskısı ve yüksek eğitim ihtiyacı belirleyici olmuştur. Polonya’da, kadınların gideceği üniversite bulunmuyordu.En uygun üniversite Zürih’te vardı. Luxemburg, Zürih’e geldiğinde Plekhanov, Lenin, Zazuliç, Jogiges dahil olmak üzere pekçok devrimciyle tanışma ve tartışma imkanı buldu. Zürih Üniversitesi’nde doğa bilimleri ve botanik okudu. Sonra hukuk, iktisat ve siyaset bölümünde doktora yaptı. 1897’de “Polonya’da Sanayinin Gelişmesi” adlı teziyle mezun oldu. Eğitim durumu, Marx, Lenin ve Liebknecht’i anımsatır. Çünkü hukuk, bu düşünür ve devrimcilerin ortak noktasıdır. Elbette bu devrimci düşünürler, dünyaya hukukun değil iktisadın mantığıyla bakmışlardır. Hatta bu çizgiye kendi coğrafyamızdan Şeyh Bedreddin’i de ekleyebiliriz.

Rosa Luxemburg, mevcut hukuk ve yasaları tersine çevirme eğilimi içinde olmuştur. Sahte evlilik yaparak Berlin’e taşınır. Yeni politik kişilerle ve Alman Marksist partisiyle tanışır. Parti’ye girer, teorik tartışmalar, itirazlar birbirini izler. Luxemburg partinin lider kadrosuyla da çatışır. Berstein ve Kaustky bunların başında geliyor. Parti içi tartışmalarda yeni bir eğilim ortaya çıkıyor. Doktoralı ilk kadın, hem de partinin yönetim kadrolarına kadar yükselmiştir. Parti okulunda dersler verip büyük bir teorisyen ve hoca sıfatını alıyor. Bu süre zarfında Rusya’da da siyasi faaliyetlerde bulunur.

Polonya, Rusya ve Alman hapishanelerinde kalan Luxemburg, boyun eğmez bir kadın militandır. Kadın-erkek ilişkilerinde de özgürlük yanlısıydı. Devrim aşkı kadar kişisel aşkları da ünlüydü. Leo’yla yaşadığı aşk pek ünlüdür. Ne var ki sevgilisi ve yoldaşı Leo Jogiges de kendisi gibi Alman sermayesinin aparat haline getirdiği sosyal demokratlar tarafından katledildi. Sosyal demokrat hükümetin (SPD), 1919’ta Spartaküs harekete ve onun önderleri olan Luxemburg, Liebknecht ve Jogiges gibi kurucu liderlerine dönük imha ve yok etme politikasından dolayı sosyal demokrasiye “sosyal faşizm” de denilmiştir. Dolayısıyla solculuk gibi sosyal demokrasi de günümüzde işçi sınıfı ideolojisi olarak değil burjuva ideolojisi olarak görülür.

Pratik yaşamı gibi tezleri de radikaldi. Devrime sonsuz bir inanç duydu. Sosyal reformlara karşı sosyal devrimleri savunmuştur. Berstein ve Kaustky’nin reformist ve revisyonist teorilerini mahkum etti. Marx’ın Kapital kitabındaki tezlerini sorguladı. Yorumlayarak söyleyelim ki, parti diktatörlüğüne karşı proletarya diktatörlüğünün esas olması gerektiğini ileri sürdü. Kitle grevi üzerine yoğunlaştı. Grevlerin yalnızca ekonomik taleplerle değil siyasal olması gerektiğini ve iktidarı hedeflemesi gerektiğine vurgu yaptı. Sendikal mücadeleyi savundu ama sendika bürokrasiye karşı mücadele etti. Sınıf bilincinin, sınıfsal ilişkiler ve mücadele içinde kazanılması gerektiğini savundu. Emperyalist savaşa karşı çıktı ve partiyi uyardı. Emperyalist savaşın engellenmesi gerektiğini söylerken Engels’in şiarını yineledi: Ya sosyalizm ya barbarlık! Feminist olmadı ama kadınların mücadelesini sahiplenip geliştirdi. Demokratik hakları destekledi ama reformist olmadı. Partiyi merkeze koydu ama parti fetişizmine mesafeli durdu.

Franz Mehring Luxemburg için “Marx’dan sonra Marksizmin yetiştirdiği en dahiyane kafa” ifadelerini kullandı. Teori içinde teoriler kuran parti içinde partiler kuran da oydu. Yöneticisi olduğu Alman Sosyal Demokrat Parti, Marksizm karşıtı bir çizgiye girdiği için Karl Liebknecht ile birlikte 1915’te “Enternasyonal” grubunu kurdu. Sonrasında “Spartaküs birliğini” de kuran Luxemburg oldu. Birlik, 1918’in son günlerinde Alman Komünist Partisi adını aldı. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ocak ortalarında katledildikleri zaman (1919) bu partinin üyeleri idi. Parti, Komintern’in en önemli bileşeni oldu.

Rosa Luxemburg’un birçok tezi gibi emperyalizm ve milliyetçilik üzerine savundukları da halen günceldir. Çünkü Marksizm içine sızmış olan sosyal şovenizm son derece etkilidir. Bu düşünceler ve sosyal şovenizm proletarya enternasyonalizmini olumsuz etkiliyor, yıkıma götürüyor. Birincisi değilse de ikinci ve üçüncü enternasyonal örgütleri milliyetçilik yüzünden yıkılmıştır. Keza Küçük Enternasyonal olarak bilinen Avusturya Marksist Partisi de milliyetçilik nedeniyle dağılmıştır. Altı ulusu temsil eden partide Almanlar, İtalyanlar, Ukraynalılar, Polanyalılar, Slovenler ve Çekler yer almıştır. Bir Çekli tarihçiye göre Küçük Enternasyonal’in 1910’da dağılması, Büyük Enternasyonal’in de dağılacağının habercisi olmuştur.

Rosa Luxemburg deyince 1906 yılında yazdığı “Kitlesel Grev, Siyasi Parti ve Sendikalar” adlı eseri mutlaka anılır. Rosa Luxemburg’un Kitle Grevi düşüncesi, kendinden sonraları da çok konuşulmuştur. 1900’lü yıllarda grev, siyasal bir mücadele aracı olarak değil ekonomik mücadele aracı olarak düşünülüyordu. Luxemburg ise bunu siyasal mücadele ve iktidarı alma mücadelesi olarak görüyordu. 1900’lerin başında genelde böyle olduğu gibi özellikle SPD için grevler siyaset dışına içiliyor, parti öne çıkartılıyordu.

SPD açısından sendikalar, hak alma mücadelesi, parti ise iktidarı alma mücadelesi içindi. Üstelik parti de gözünü parlamentoya dikmişti. Yasal yoldan sosyalizme gidilecekti. Bu koşullarda Luxemburg siyasi genel grevleri savundu. Parlamenterist, reformcu eğilimlere karşı sosyal devrimi savundu. İşçi ve sendika bürokrasisine karşı sınıf ve kitle sendikacılığını ileri sürdü. Kitle grevleri ile emperyalist savaşların engelleneceği kanaati vardı Luxemburg’da. Bunlar sonraki yıllarda ve günümüzde, sınıf teorisinin ve mücadelesinin hep aktüel konuları olmuştur. Bugün de birkaç devrimci sendika dışta tutulursa büyük çoğunluk sınıf mücadelesinin dışındadır. Hatta “egemen sendikalar” ekonomik ve sosyal talepleri savunmaktan bile acizdir!

Previous StoryGazzali ve Filozoflara Reddiye
Next Storyİslam Felsefesinde Reddiye

Son Yazılar

  • Kapitalizme Karşı Kitlesel Yürüyüş
  • 1 Mayıslar, Yükselişler ve Düşüşler
  • Olayların Arkasında Kim Var?
  • Esenyurt’ta Felsefe Etkinliği / Erol Ercan
  • İslam Felsefesinde Reddiye

Arşivler

  • Mayıs 2026
  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Aralık 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Temmuz 2021
  • Haziran 2021
  • Mayıs 2021
  • Nisan 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Son Yazılar

  • Kapitalizme Karşı Kitlesel Yürüyüş
  • 1 Mayıslar, Yükselişler ve Düşüşler
  • Olayların Arkasında Kim Var?
  • Esenyurt’ta Felsefe Etkinliği / Erol Ercan
  • İslam Felsefesinde Reddiye

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

İletişim

e-posta – akkaya44@hotmail.com Telefon - 0544694 5456
Bu site 2019 Tarihinde Mehmet Akkaya Tarafından Yapılmıştır