site logo
  • ANASAYFA
  • FELSEFE
  • POLİTİKA
  • SANAT
  • HAKKINDA
  • KİTAPLAR
  • KONUK
  • ETKİNLİK
Şubat 20, 2026  |  By Mehmet Akkaya In Felsefe, Politika

Kürt Hareketi ve Tepkiler Üzerine

arkafon 1 - Kopya (4)

Bitirmekte olduğumuz 2025 yılı, bilhassa Türkiye, Ortadoğu ve Kürdistan için birçok dinamiğin altüst olduğu bir yıl oldu. Zıtların birliği, çatışmaya dönüşürken çatışan zıtlıklar ise birliğe evrildi! Eski dostların düşman olduğuna, birbirine kin ve nefretle bakanların ise son süreçte dostlar haline geldiklerine tanıklık ediyoruz. Diyalektik ilkelerin hükmünü, yaşamın içinden bir kez daha izlemek hiç de zor olmuyor. Buna uyarcasına Kürt hareketinde, son bir yıllık süreçte yaşananlar, neredeyse bütün kesimler gibi Kürt toplumunu da yanılttı, futbol terimi ile söylersek çoğunluğu ters köşe yaptı. Birçoğumuzu hazırlıksız yakaladı da diyebiliriz. En çok da diyalektik ilkelere göre değil de ana akım, liberal, doğal ve kaba mantığa göre düşünen kesimleri olumsuz etkiledi.

Yine de görünüyor ki adına “demokrasi veya terörsüzlük süreci” denilen hadise, en çok da ezeli ve azılı Kürt düşmanlarının iştahını kabarttı. Çünkü gelişmeler, Türk resmi ideolojisinin etkisindeki Kürt karşıtı büyük çoğunluğa çokça malzeme sunmaktadır. Daha bu hafta ortaya atılan “demokratik İslam” hurafesi bile, sunulan malzemelerden yalnızca birisidir. Gidişata bakılırsa hurafe üretim merkezleri, üretmeye devam edecek, Kürt karşıtları ise ellerini ovuşturarak tatlı duygular ve düşler içinde, üretilen bu bulanık fikirlerin üzerine atlamak üzere hep tetikte bekleyecek, Kürtlerin her hatalı politikasını fırsata çevirip istismar edecektir.

Önderlik denilen kişinin ve kurumların sürdürmekte oldukları hatalı ve yanlış politikaları fırsata çevirerek “biz demedik mi?” edasıyla, yıllardır taşıdıkları Kürt düşmanı duygularını daha da derinleştiren geniş bir cephe oluşmuş durumda. Bir süre daha Kürt hareketiyle ona düşman olan bu cephe, karşılıklı birbirini besleyecek ve suçlayacak gibi görünüyor. Sürece bakılırsa Kürt önderliği, “ulus devlet istemiyoruz”, “kültürel haklar talebimiz bile yoktur” deyip tescilli faşist odaklardan, “taktik” manevralardan fayda bekliyor. Karşıt kesim ise bunun karşısında yer alıp modern, Türkçü, laik, Kemalist ve sosyal şoven bir cephede konumlanırken bu duygu ve düşüncelerini, Marx veya sosyalizm gibi değerlerin arkasına gizliyor. Bu kesimi, sermayenin ve Türk resmi ideolojisinin toplum içindeki uzantısı olarak değerlendirmek yanlış olmaz.

Türkiyeli ve Kürdistanlı komünistler ve Marksistler ise sürece eleştirel bakarken Kürt ulusunun self determinasyon hakkının tanınmasına uygun politikaların geliştirilmesini savunuyor. Son bir kaç aydır dergi ve yayınlarında konu büyük oranda ulusal soruna ve Kürtlerin self determinasyon hakkına ayrılmış durumdadır. Dolayısıyla Kürt hareketi ile Marksistler arasında da, ittifak ve bileşen hukukuna rağmen bir gerilim olduğu kendini belli etmektedir. Göründüğü kadarıyla bu cephe, gelişmelere karşı daha sakin, soğukkanlı ve anlamaya dönük bir ruh hali içindedir. Belki doğrusu da budur. Bununla birlikte komünist cephenin süreci etkileme veya yönlendirme gücü bulunmuyor. Aktüel gündemi, daha çok Kürt hareketi ile sosyal şövenist çevreler arasındaki “çatışma” belirliyor.

Bütünüyle umutlarını, Kürt önderliğinin taktik ve stratejik yanlışlarına bağlayan sosyal şoven çevreler, her sabah kalktıklarında, üzerine atlamak üzere hareketin yeni bir yanlışını bulmaya çalışıyor. İlginç olan şu ki, sanki aralarında adı konmamış bir anlaşma varmış gibi önderlik dedikleri platformdan da sürekli “yeni/orijinal” açıklamalar geliyor. Üstelik de “yeni” denilenlerin ulusal hareket teorileriyle, sınıfla ve dünyadaki gelişmelerle bağını kurmak da çok zor.

Özellikle Kürt toplumunun olsun, özgürlük hareketinin olsun, Marksist ve komünist çevrelerin, olup bitenler karşısında ihtiyatlı olması, sorgulayan bir pozisyonda bulunması zorunlu görünüyor. Bu gidişat, belki de Kürtlerin, yeni bir atılımla, yeniden devrimci mücadelenin merkezi/fabrika ayarlarına dönüp, ayağa kalkmasına kadar sürecektir! Zira Kürdistan halklarının son yüz yıllık tarihi, bu ayaklanmaların tarihidir. Elli yıllık yakın tarih ise Kürtlere büyük tecrübeler kazandırmıştır. Netice itibariyle Kürtler, bugünlerin karanlık bulutlarını da dağıtacak potansiyele ve aktüel güçlere sahiptir.

Taktik, strateji, pratik ve teorilerin hızlıca değiştiği dönemlerde belirsizlik ve kuşkulu yönler artar, tartışmalar büyür, buna paralel olarak farklı düşünceler de, yanılgılar da büyük boyutlara ulaşır. Entelektüel alanda, çok yanılanlar ise duyduğuna, gördüğüne hemen inanan, medyada, sosyal medyada tanık olduğunu sorgulamadan doğru kabul edenlerdir. Oysa böylesi süreçlerde ihtiyatlı olmak, kılı kırk yarmak, kırk düşünüp bir konuşmak daha doğru bir yaklaşım olabilir. Ne var ki gelişmeler tam tersi yöndedir. Kaba, aklı ve mantığı zorlayan bir dizi enformasyon aynı anda, farklı platformlara servis ediliyor. Enformasyonun adı, çoğu zaman “güvenilir bilgi” oluyor. Daha bu bilgilerden birini bile test etmeden, özümsemeden yenileri, hatta eskisini tekzip edenler geliyor. Toplum genç yaşlı, bilen bilmeyen, herkes büyük tahliller yapmayı sürdürüyoruz.

Kahve, stadyum ve cami cemaatinde olduğu gibi entelektüel ortamlarda da bilgiler, analizler, tezler, teoriler, adeta birbirini kovalıyor, havada uçuşuyor. Medyada ve sosyal medyada duyduklarımızda gerçek olan ile hayali olanı, neyin nesnel teori, neyin komplo teorisi olduğunu anlamak neredeyse imkansız hale geliyor. Sorular muhtelif:

Ada’ya gidiliyor mu? Gidiliyorsa kimler gidiyor? Neler konuşuluyor? Servis edilen fotoğraflar gerçek mi foto montaj mı? Ada’daki yaşıyor mu, yaşıyorsa tecritte mi, özgür bir ortamda mı yaşıyor? Yazılıp çizilenler önderliğe mi ait? Devlet, bu metinleri serbest mi bırakıyor yoksa redakte mi ediyor? Önderliğin yanında Kandil’den birileri de var mı? Sürece emperyalizm mi kumanda ediyor, değilse süreç iç siyasetle mi ilgili? Taraflar yorulduğu için şiddete ara mı verildi? Barışın yöntemi böyle mi olmalı?

Bir kere, on bin yıldır, dünyanın hiç bir köklü sorunu “görüşmelerle” çözülmüş değil, hiç bir coğrafyaya da barış gelmiş değil. Bir şahsiyetin, birkaç heyetin, iki üç kafadarın, masabaşı kararıyla da ulus devletler kurulmuş değil, ulusal veya sınıfsal sorunlar çözülmüş de değil. Öyle olsaydı, örneğin yüz yıl evvel ülkemizin toprakları için tasarlanan ve Lozan’da masabaşında, kerli-ferli heyetlerce kurulan bu devlet, kendi halklarıyla barış içinde yaşıyor olurdu. Oysa yüz yıldır neler yaşandığı sır değil.

Yukarıda söylediğimi tekrar edeyim: Bu barış ve demokratik toplumun inşası denilen süreç, belki de Kürtlerin, yeni bir atılımla, yeniden devrimci mücadelenin merkezi/fabrika ayarlarına dönüp, ayağa kalkmasına kadar sürecektir! Kandil ve Rovaja’daki pratik duruş, bunun işareti olarak okunabilir. Unutmamak gerekir ki pratik, bir dizi söylem, söylenti, program ve teoriden daha üstündür.

Previous Story42. Kitap Fuarı

Son Yazılar

  • Kürt Hareketi ve Tepkiler Üzerine
  • 42. Kitap Fuarı
  • Güncel Politikanın Felsefesi
  • İbni Sina ve Tıp Felsefesi
  • Filozofun Merceği’nde Farabi

Arşivler

  • Şubat 2026
  • Aralık 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Temmuz 2021
  • Haziran 2021
  • Mayıs 2021
  • Nisan 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Son Yazılar

  • Kürt Hareketi ve Tepkiler Üzerine
  • 42. Kitap Fuarı
  • Güncel Politikanın Felsefesi
  • İbni Sina ve Tıp Felsefesi
  • Filozofun Merceği’nde Farabi

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

İletişim

e-posta – akkaya44@hotmail.com Telefon - 0544694 5456
Bu site 2019 Tarihinde Mehmet Akkaya Tarafından Yapılmıştır