site logo
  • ANASAYFA
  • FELSEFE
  • POLİTİKA
  • SANAT
  • HAKKINDA
  • KİTAPLAR
  • KONUK
  • ETKİNLİK
Şubat 20, 2023  |  By Mehmet Akkaya In Felsefe, Politika, Sanat

Depremlere Felsefeden Bakmak

3c153b51-e058-44dc-9837-e06489c721d1

Evrensel boyutları da olan büyük bir yıkım, ölüm ve katliamla karşı karşıya kaldık. Deprem öncesi, deprem anı ve deprem sonrası açısından yoğun sorunların yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Konuya yalnızca bilim ve teknoloji açısından bakmak idealizmdir elbette. Belirleyici olan üretim ilişkileri, ekonomi ve sermayedir. Mülkiyet biçimlerini, burjuva uygarlığını dışta tutan analizler kapitalizmin lehine pozisyon yaratmak anlamına gelir.

Şu anda halen enkaz altından insanların sağ çıkartıldığını duyuyoruz. Bu yüzden arama kurtarma çalışmalarının iyi sonuç vermesi için gerekli özen gösterilmelidir. Yaralı ve sağ kalanları yani depremzedelerin sağlığını düşünmeliyiz. Ağlasak da üzülsek de hiç birini geri getiremeyiz. Amma ve lakin yıkımsız, savaşsız, faciasız, katliamsız ve sömürüsüz bir dünya uygarlığı kurma mücadelesini daha da geliştirip genişleterek sürdürmeliyiz.

Sorun tüm Türkiye’ye ve Batı’ya da yayıldı. Mağdurlar Batı kentlerine akıyor. Siyasal ve sosyal sorunlar artıyor. Hükümet ve sermaye odakları bunları manipüle etmektedir. Manipülasyona karşı gerçekleri ortaya sermek önemli bir devrimci tavırdır. Bu noktada felsefi-ideolojik sınıf mücadelesi daha da kaçınılmaz oluyor. Aksi halde burjuva-liberal düşünüş ve davranış tarzları tüm toplumu olduğu gibi medyayı da işgal ediyor, dinsel ve laik hurafelerle dolduruyor.

Hatırlatmak isterim ki, adına uygar veya modern dedikleri kapitalist dünya, örneğin Japonya’yı överek, dini, dindar’ı, müteahhiti günah keçisi yapıp cezalandırmakla kitleleri yanıltmaktadır. Böylece sistem ölümlerin, yıkımların ve afetlerin sorumluluğunu almaktan kurtulmak istiyor. Çözüm birkaç günah keçisini cezalandırmak değildir. Çünkü sorun çok büyük ve sistemseldir.  Kurtuluş emekçilerin, ezilenlerin ve dünya halklarının yeni bir dünya kurmasında yeni bir uygarlık yaratmasındadır.

Dünya öküzün boynuzunda denilmiş, öküz de değerlidir, bu dünyanın -sömürücü- öküzlerinden daha da değerlidir ama dünya öküzün değil esasen emekçilerin ve proletaryanın kollarında duruyor. Can Yücel güzel söylemiş:

“Dünya öküzün boynuzları üstünde dururmuş / Her kıpırdayışında öküz, deprem olurmuş / Oysa dünya, halkların omzu üstünde durur / Kıpırdasın da gör”.

Depremde bir kez daha gördük ki, büyük çaba ve zorluklarla insanların edindiği -çürük ama gösterişli-  konutlar kendi mezarları oldu. Konut kişisel mülkiyettir. Kamu tarafından karşılanmalı ve inşa edilmelidir. Parayla satılmamalıdır! Okul, sağlık gibi. Yaşlılara yapılan yardım gibi. Konut özel mülkiyet değil, burjuva mülkiyeti de değil. Feodal mülkiyet hiç değildir. Konut, insanın ihtiyacına, doğal özelliklerine ve estetik beğenisine göre inşa edilmelidir. Çok katlı kültür, insanı toplumdan ve doğadan izole  ediyor. Dolayısıyla çok katlıyı sırf deprem için reddetmiyorum. Yabancılaşmayı artırdığı için de reddetmek gereklidir. Mesela Avrupa’da deprem riski zayıf ama konutlar çok katlı değil.

Kolonu kesince bina çöküyor. Gösterişe, biçime meraklı bir toplum var. Ev alınca hemen dairenin orasını, burasını yıkıyor. Mutfağı söküyor, kirişi kesiyor, balkonu deforme ediyor. Duvara müdahale yapıyor. Sonuçta bina zayıflar. Bu kültür de modern dünyanın icadı. Eski ve klasik olan daha doğal ve daha mütevazi idi. Biçime değil öze önem verirdi. Altı galeri olan bütün binalar yıkılmış. Neden? Birkaç araç daha sığsın diye. Para, gösteriş, rant…

F. Engels, Konut Sorunu adlı yazısında şunları yazar:

“Kapitalist üretim tarzı var olduğu sürece, konut sorununu ya da işçilerin kaderini ilgilendiren herhangi bir başka toplumsal sorunu tek başına çözmek istemek budalalıktır. çözüm, kapitalist üretim tarzının ortadan kaldırılmasında, tüm geçim ve emek araçlarına işçi sınıfının kendisi tarafından el koyulmasında yatıyor.”

İçinde bulunduğumuz kültürün kaynağına, temeline bakmak gerekiyor: Kapitalizm. Kapitalizm kendi suretinde insan ve ilişkiler üretiyor demişti Marx. Kapitalizm kendi suretinde çirkin konutlar ve yıkıcı binalar da yapıyor. Dolayısıyla kapitalizm yıkılmadığı sürece içinde oturduğumuz konutlar ve her türden bina yıkılacak demektir. Kapitalizm ile sağlıklı, kullanışlı ve estetik konut ve yapılaşmanın birlikte bulunacağını düşünmek en hafif bir deyişle naif bir düşüncedir.

Kapitalizm var olduğu sürece deprem, binaları yıkar. Kapitalizm, emekten, malzemeden, demirden, betondan sömürü yapan uygarlığın adıdır. Burjuva-liberal bilimcilerin, uzmanların kapitalizmi savunup sağlam bina yapmayı önermesi gerçekçi değil. Bu düzenin, uygar sistemin tüm yetenekleriyle, bilimiyle, mantığıyla, diniyle, hukukuyla, ahlakıyla yıkılması gerekir. Bu dünya düzeni bilimin, insanlığın, eşitliğin, özgürlüğün, kardeşliğin önünde engeldir.

Güya bilim insanları diyormuş ki insan, aklının ancak yüzde otuzunu kullanıyor. Bence de insan, sınıflı uygarlık koşullarının çocuğu olarak doğduğu sürece aklını hiç bir zaman tam kapasite kullanamaz. Akıl, kapitalizmin zincirlerinden kurtulması gerekiyor. Yoksa, bunca derse ve tecrübeye rağmen halen ilkel çağın insanı gibi apışıp kalmazdık. Altını çizmek lazım ki, sınıflı, savaşlı uygar ve modern dünyadan kurtulmadıkça doğal afetlerin yarattığı yıkım ve ölümlerden kurtulamayız.

Dinle değil bilimle depremin yıkım ve katliamlarını çözerim demek, ülkemizin ekonomik ve sosyal sorunlarını 6’lı masayla çözerim demek arasında bir fark görülmüyor. Din-bilim çatışması olarak uydurulmuş hurafelere karşı dikkat edilmelidir. Çatışma çağımızda burjuvazi ile proletarya arasındadır. Din ve bilim, ikisi de doğru olduğu zannedilen yanlış, burjuva-liberal görüşlerdir.

Sonuç; sosyal dünyanın da fiziksel dünyanın da yıkımından, kriz ve katliamlarından bizi kurtaracak olan ezilen halkların mücadelesi ve enternasyonal proletaryanın kollarıdır.

Previous StoryFelsefenin Gözünden Depremler
Next StoryDeprem Yalnızca Deprem Değil

Son Yazılar

  • Rosa Luxemburg ve Emperyalizm
  • Gazzali ve Filozoflara Reddiye
  • Kayseri’de Aleviliğin Felsefesi
  • Kürt Hareketi ve Tepkiler Üzerine
  • 42. Kitap Fuarı

Arşivler

  • Mart 2026
  • Şubat 2026
  • Aralık 2025
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Temmuz 2025
  • Haziran 2025
  • Mayıs 2025
  • Nisan 2025
  • Mart 2025
  • Şubat 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Kasım 2024
  • Ekim 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Temmuz 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Temmuz 2021
  • Haziran 2021
  • Mayıs 2021
  • Nisan 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Sayfalar

  • #14 (başlık yok)
  • Biyografi
  • İletişim
  • Sample Page

Son Yazılar

  • Rosa Luxemburg ve Emperyalizm
  • Gazzali ve Filozoflara Reddiye
  • Kayseri’de Aleviliğin Felsefesi
  • Kürt Hareketi ve Tepkiler Üzerine
  • 42. Kitap Fuarı

Kategoriler

  • Etkinlik
  • Felsefe
  • Genel
  • Hakkında
  • Kitaplar
  • Konuk Yazar
  • Politika
  • Sanat
  • slider
  • Uncategorized

İletişim

e-posta – akkaya44@hotmail.com Telefon - 0544694 5456
Bu site 2019 Tarihinde Mehmet Akkaya Tarafından Yapılmıştır