Haftasonu itibariyle bir kitap fuarı daha sona erdi. Kitap fuarlarının kent dışına taşınması, oldum olası içime sinmedi, sinmez de. İnsanları, kentlerin uzaklarına taşımak, daha doğrusu sürmek kapitalizmin genişleme mantığı ile ilgili olabilir. Günümüzde sermayenin genişleme ihtiyacı, insanların kültürel ihtiyaçlarını kolay karşılama ihtiyacının önüne geçmektedir.
Fiziksel uzaklık, sosyal ve psikolojik uzaklığa da neden oluyor. Uzaklık arttıkça kitaba ve entelektüel ürünlere temas etmek kısmen de olsa zorlaşıyor. Kitlenin kolayca temas etmediği, ikna olmadığı etkinlikler, beni de ikna etmez, etmiyor da. TÜYAP’ın İstanbul’da bu yıl düzenlediği 42. Kitap Fuarı’na giderken metrobüste ilk olarak bu uzaklık konusunu düşündüm.
Kitap fuarlarının kentin uzağında kurulmasının, kitaplara olan ilgiyi düşürdüğü sıklıkla söylenir. Üstelik kitaplara olan ilginin her geçen gün azaldığı da ileri sürülmektedir. Yol boyunca bu türden negatif bir ruh haline sahip olarak alana ulaştık. Ulaştık diyorum, çoğul söylüyorum. Çünkü beş-altı kişiydik. Fuar alanı, her zamanki gibi belli bir yoğunluğa sahipti. Hafta içi olmasına rağmen insanların kitaba ilgisi fena değildi. Yine de eskiden olduğu gibi, İstanbul-Beyoğlu’nda olduğu kadar tıklım tıklım da değildi.
Eskiden, kitap fuarlarında politik bir atmosfer olurdu, siyasi etkinlikler, fuar içinde ve kapısında sloganlı gösterilere tanık olurduk. Polis önlemleri, güvenlikler ve kontroller de söz konusu idi. Anlaşılan o ki kitaba ilgi azalınca polise ve güvenliğe de lüzum kalmıyor. Bu nokta önemlidir, çünkü kitap bir kültürdür. Sosyal yaşamla, demokrasi mücadelesi ve sınıf dinamiği ile ilgilidir. Kitap yalnızca boş zaman dolduran bir obje değildir. Bir bilgiçlik gösterisi de değildir.
Egemen sınıflar tarafından gazete için hep ifade edilen “bitti” sözü kitap için de söylenmek isteniyor. Dijital kültürün baskın hale gelip kitabi kültürün yerini alması isteniyor. Kitap ise binlerce yıllık süren tarihiyle klasik bir kültür olarak direniyor. Bu seneki fuarda da direndiği gibi. Yayıncı dostların demesine göre pahalı olduğu halde okurlar, kitapla olan kadim dostluklarını sürdürüyor.
1990’lı yıllardan beri iki kültüre karşı burjuvazinin amansız bir mücadele yürüttüğünü saptıyoruz: Burjuvazi, kitabi kültüre ve komünist kültüre karşı büyük bir yok etme çabası içinde görülüyor. Ne var ki ikisini de alt edemiyor. Bu iki kültür için “öldü, bitti, yenildi” söylemi, gerçekleri yansıtmadığı için kitlelerde bir karşılık bulamıyor. Ancak dolaylı ve sınırlı etkiler ve kırılmalar yaratıyor. Daha fazlası değil.
Modern egemen sınıflar, klasik ve komünist kültürleri yok edemeyince onların içeriğine müdahale ediyor, örneğin kitapların içini boşaltıyor. Sermaye yazarlarını şişiriyor, parlatıyor gençlere, yetişkinlere, kadın ve erkeklere sunuyor. Pazarlıyor desek daha doğru olur. İçeriği boşaltma, sınıf siyasetini tasfiye etme çabasını, politik alanda da yapıyor.
Bence “kitap pahalı” yalanını da emekçilerden ziyade sermaye ideologları yapıyor. Bir paket sigara ya da içki parasına alınabilecek kitapları, yayıncıları, yazarları kusurlu gösterme, kitaba olan motivasyonu düşürme amacı güdülüyor. Kaldı ki, kitabi kültür alanlarında birçok yayınevi protokol uygulamasına da başvuruyor. Dolayısıyla kitap okuru, salt maddi imkansızlıktan dolayı kitap edinemiyor da değil. Emekçi semtlerinde içki, sigara vs için reklam, tanıtım, teşvik çalışmaları yapanlar, konu kitaba, özellikle de nitelikli kitaba geldiğinde “alım gücü” ve “pahalılık” gibi problemleri öne sürüyor.
Emperyalizm çağının burjuvazisi, kitaba yaptığının benzerini komünist kültüre karşı da 40-50 yıldır yapıyor. Sovyetik yönetimlerin çözülmesinden beri aynı söylemi komünizm için de kullanıyor. Halkı, emekçi sınıfları, ezilenleri haklı kılan bir gerçek var ki büyük insanlık bu iki kültürden asla vazgeçmiyor. Yayıncılar ve okurlarla konuştuğumuzda da burada yazdıklarımı haklı çıkaran bilgiler vermeleri not edilmesi gereken önemli bir husustur. Verdikleri bilgilere bakılırsa nitelikli kitaplara -ne yazık ki- ancak sınırlı bir ilgi söz konusudur.
Kitap stantlarına baktığımızda büyükçe bir kısmının, milliyetçi, dinci, Türkçü karakterde olduğu görülüyor. Yine bunlardan farklıymış, bilimsel özellik taşırmış gibi görünen kişisel gelişim kitapları da stantlarda büyükçe bir yer “işgal” ediyor. Ayrıca bitişik salonlardaki stantların tamamı “ders kitabı” olarak düşünülmüş. Bunların da resmi ideoloji taşıyıcıları olduğu düşünülürse komünist kitaba ve komünist kültüre yapılan kuşatmanın da boyutu ortaya çıkmış olur.
Fuarda, sosyalist yayınevleri olarak bilinen bazı kurumların yokluğu da dikkatlerden kaçmadı. Bunun nedenini, stant kiralarının astronomik düzeylerde olmasına bağlayanlar oldu. Sonuçta bilim, felsefe, sanat, siyaset alanında nitelikli, objektif karakterde diyebileceğimiz kitap stantları son derece sınırlıydı. Ne var ki, kitap fuarı denilen yerler de bu son kategoride söylediğim nitelikli kitapların suyu yüzü hürmetine düzenleniyor. Bir yayıncının şunu söylemesi didaktik: Sosyalistler ve sosyalist, devrimci yayınevleri olmasa kitap fuarları açılmaz!