Marx ve Engels’in ne söylediklerine dair yeni bir kitabın yayımlandığını daha önceki yazımda duyurmuştum. Kitaba ilişkin tanıtım toplantıları, kokteyl ve kutlamalar sürüyor. Bunlardan önemli birisi de 12 Şubat günü (2026) Şirinevler’de yapıldı. Salonun dolduğu, kitaba ilginin yoğun olduğu da gözlerden kaçmadı. Marx ve Engels’in görüşlerindeki devrimci içerikler bir kez daha tartışmaya açıldı. Halen yaşayan, her zamankinden daha güçlü hale gelen düşüncelerin altı çizildi. Erol Ercan tarafından yazılan kitap, sekiz Marx, sekiz de Engels’in eseri olmak üzere 16 çalışmayı içeriyor.
Kitaba önsöz yazmakla birlikte eserde editör sıfatıyla benim de naçizane, kitapta küçük bir katkım bulunuyor. Kitap, Ceylan Yayınları tarafından Marksizmin Klasik Yapıtları adıyla basılmış durumdadır (Ocak 2026). Kitabın basına ve kamuoyuna duyurusunun yapıldığı toplantıda pekçok değerli arkadaşla da tanışma ve bir araya gelme imkanı yakaladık. Mustafa Turan, Fevzi Çelik, Ali Dinç, Zulali Özcan, Mustafa Altun, Nuray, Oktay, Arat, Ufuk ve Deniz kardeşler, Yaşam Ağacı derneğinden Volcan, Alişer ve Hekimali, Erdoğan, sevgili Emre, müzisyen dostlarım Yasin, Halil, Mesut, Ceylan Yayınları’ndan Fuat, Turan vd. Bu yazıda sunuculuğunu Sibel Sağın’ın yaptığı programda yaptığım konuşmanın kısa bir özetini, merak edenler için paylaşmak istiyorum.
Kitap, Erol Ercan’ın 40, 50 yıllık birikiminin bir yansıması olarak görülüyor. Herkes zamanı, kitap okumak için kitabi kültür için harcamıyor. Erol Ercan, son yıllarında zamanı, yalnızca kitaba ayırmış bir arkadaştır. Sartre’a benzetilebilir. Sartre’a demişler ki “Bu kitabı yazmak çok zamanınızı aldı”. O da yanıt vermiş, “zaman başka ne işe yarar ki?” Erol da bu pozisyonda görülüyor.
Yazarın, bu birikiminin kaynağında Marksizm bulunuyor elbette. Bunun da temelinde klasik yapıtlar olan Marx ve Engels’in kitaplarındaki dünya görüşü yer almaktadır. Ben de bu nedenle elinizdeki kitap çalışmasında editör-danışman olarak yer alıyorum. Belki başka bir çalışma olsaydı, editöryel-danışmanlık önerisini kabul etmeyebilirdim. Kitap büyük alt üst oluşların yaşandığı bir çağda, 13 günde devletlerin yıkıldığı ve kukla devletlerin kurdurulduğu koşullarda yayımlanmış oluyor. Ercan Ercan’ı kutluyorum.
Marksizmin Klasik Yapıtları adlı kitap, “kitap dönemi bitti, kimse kitap okumuyor, yazmıyor” biçimindeki resmi dijital ideolojinin uydurduğu tutucu düşüncelere karşı da bir kültürel, devrimci duruş olarak görülmelidir. Dijital kültürün geçici, yapay zekaya kitap yazdırmanın moda olduğunu, kitabi kültürün bin yıllardır devam ettiği gibi bundan sonra da devam edeceğini düşünüyorum.
Yine bu kitap, burjuva, liberal ideolojilerin Marx ve Marksizm için “öldü, bitti, yok oldu” diyerek hergün tekrar ettiği gerici akım ve anlayışlara karşı da bir duruşu temsil ediyor. Dünyayı kapitalizmin içinden ve onun çıkarana göre okuyan düşün, bilim ve sanat insanlarının egemenliğine karşı bir yanıt özelliği taşımaktadır. Aynı zamanda Marksizmin Klasik Yapıtları, dini ve milli kurumlarda, eğitim ortamlarında, akademilerde, medyada sosyalizmi ve kitlelerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini bastırmak için büyük bir saldırının olduğu bir süreçte, bu saldırılara karşı yayımlanmış oluyor.
Marksizmin Klasik Yapıtları isimli bu kitaba temel teşkil eden eserler, esasen serbest rekabetçi dönemde yazılmıştı. Erol Ercan’ın kitabı ise tekelci kapiralizm ve proleter devrimler çağında yayımlanmış oluyor. Dolayısıyla kitaba, satıraralarında olmak kaydıyla bu çağın çeşitli düşünceleri girmiştir. Bu yüzden kitap çağımızda, proleterleşme sürecinin baskın olduğu, bunun en çok görüldüğü Hindistan, Türkiye, Mısır, Peru, İran gibi ülkelerde büyük çatışmaların söz konusu olduğu koşullarda yayınlanmış oluyor.
Diğer yandan kitabın, post devrimcilik döneminde yayımlandığını da anımsatmak isterim. 1959’dan beri dünyada Marksist teoriye uygun devrim olmuyor. Bu açıdan bir başlangıç, bir motivasyon ve vesile olma ihtimalini akılda tutmakta fayda var. Yani kitap, teorik olarak Marksizmin kuşatma altında olduğu ve pratikte enternasyonal proletaryanın gerilediği bir dönemde yayımlanıyor. Günümüzde ve ülkemizde proletarya kadar Kürtler ve Aleviler, kadın mücadelesi de kuşatılıp tasfiye edilmek isteniyor. Kitabın bu dönemde yayınlanması, değerlidir.
Marksizmin Klasik Yapıtları’nın önemli bir özelliği de işçi sınıfına, Kürtlere, kadınlara, Kızılbaşlara saldırıların yoğun olduğu Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasına dahil olan bir yazar tarafından okura sunulmuş olmasıdır. Proletarya ve ezilenler, kendi önderlerini, partilerini, örgütlerini çıkardığı kadar kendi aydın ve yazarlarını da çıkarıyor. Erol Ercan da bunlardan biridir. Bu kontekste Erol Ercan ve bu çizgide kalem oynatan aydın ve yazarları kutluyorum. Marksizmin Klasik Yapıtları adlı bu eserin emekçiler, ezilenler, gençler ve aydınlar arasında gerekli ilgiyi göreceğini ümit ediyorum.