Kim demiş ki İslamda, İslam filozoflarında eleştiri, itiraz, reddiye olmaz diye! Böyle düşünenler, Gazzali’nin Tehafütül Felasife adlı eserine bakabilir. Gazali’nin, dinci, İslamcı, idealist filozofları bile Kuran’a yeterince uymadıkları için onlara reddiye yazdığını göreceklerdir. Böylesine itirazcı, reddiyeci bir filozoftan söz ediyorum! Felsefeye tutucu, dinci, geriden bir eleştiri yapıyor Gazzali. Onun, İslam felsefesi olarak bilinen düşünce sistemine bir teolojik çengel atmasına rağmen felsefe, yoluna devam etmiştir. Zira felsefe, önemli şahsiyetler yerine toplumsal ilişkilerin, üretim biçimlerinin izini sürmektedir.
1058-1111 yılları arasında yaşayan Gazzali, Doğu Ortaçağ’ın “beş Büyükleri” içinde yer alır. Diğerleri, El Kindi, Farabi, İbni Sina ve İbni Rüşd’tür. Horasan bölgesinde bulunan Tus şehrinde doğmuştur Gazzali. Bağdat Medresesi’nde hocalık yapmıştır. Onun adı, Nizamülmülk ve Nizamiye medreseleriyle de anılır. Nişabur, Basra ve Şam’da yaşadığı da biliniyor. Gazzali, düşünceyi dört kümeye ayırıyor: Kelam, felsefe, batinilik ve sufilik. Gazzali’ye göre sufilik dışındaki düşünce yolları her şeyi akıl ve deney bilgisiyle açıklıyor. Oysa bunlar hakikatin bilgisini asla vermez! Bu yüzden Farabi ve İbni Sina felsefesi, hakikati yansıtmaktan uzaktır. Ayrıca bunların örnek aldığı Platon ve Aristoteles de bilinenleri derleyip toparlamaktan başka bir şey yapmamıştır. Şu da var ki, felsefeye ve filozoflara bunca itiraz eden Gazzali, bunu yaparken felsefe yaptığını ve filozof olduğunu belki de bilmiyordu. Zira Gazzali, filozof olduğunu söylememiştir…
Gazzali, felsefeyi de kategorilendiriyor. Üç akımın altını çizdiği anlaşılıyor. Bunlar, Dehriyun, tabiyun ve ilahiyat. Diğer iki akımla birlikte ilahiyata da reddiye yazılması ilginç olmalıdır. Ona göre görme ve bilme gönül gözüyle, kalp gözüyle olmalıdır. İlahiyat bile akla, mantığa dayanmaktadır! Gazali’nin bu köktenci tavrına karşılıklar, elbette ki verilmiştir. Öncelikle İbni Rüşd’ü anmak gerekiyor. Reddiyeye Karşı Reddiye adlı bir kitap yazmıştır. İbni Rüşd’ün eseri, “Tehafütül Tehafüt” olarak bilinmektedir. Ayrıca İbni Bacce ve İbni Tufeyl de Gazzali karşıtı eserler yazmışlardır. Bunca karşıtlığın kaynağını elbette ki dönemin çalkantılı olaylarında aramak gerekmektedir.
Felsefe ile ekonomik ilişkiler ve çalkantılı dünya arasında doğrudan bir ilişki vardır. Endülüs Emevi devleti gerilemiştir. Abbasi devleti de hakimiyetini Büyük Selçuklu’ya bırakmaktadır. Haçlı Seferleri’nin ise eli kulağındadır. İlk Haçlı Seferi’nin tarihi 1096’dır. Tam da Gazzali’nin reddiye yazdığı yıllardır. Yorumla söylersek, bunca Batı saldırısının nedeni, Gazzali’ye göre dinden, Kuran’dan gidilmediği içindir. Ona bakılırsa bizi kurtaracak olan Ehli Sünnet yoludur. Alamut devleti olsun Mısır’daki Fatimiler olsun, Gazzali’ye Batinilik olarak görülmektedir. Aynı yıllarda Hasan Sabbah’ın savaşçıları, birçok Selçuklu bürokratı ile birlikte Nizamülmülk’ü de öldürmüştür. Bütün bu hadiselerin, Gazzali’nin kurduğu dinci, pesimist felsefelerde payı elbette vardır. Onu İbni Rüşd ile karşılaştırmak gerekirse, Gazzali eski, yıkılmakta olan devletlerin felsefesini yapmıştır, onların sözcüsü olmuştur. İbni Rüşd ve onu izleyen filozoflar ise yeni kurulmakta olan devletlerin ve yeni gelişmekte olan egemen sınıfların sözcüsü olmuşlardır.
Gazzali deyince Felsefenin Maksadı, Filozoflara Reddiye ve Nur Kandili gibi kitapları akla gelse de, bir efsane olarak yüzlerce eserinden söz edilir. Reddiyesini yirmi başlık altında sıralar. Özellikle üç tanesi çok keskindir. Bu keskin eleştirilerde Gazzali, filozofları küfre düşmekle itham eder. Bir, filozoflar Tanrı’yı değil evreni sonsuz sanıyor. Gazzali bunu asla kabul etmez. İki, filozoflar ölünce bedenin değil yalnız ruhların dirileceğini söylüyor ki bu da Gazzali açısından küfürdür. Üç, Tanrı’nın tekili değil yalnızca tümeli bileceği savunuluyor. Gazali, buna da sert tepki göstermektedir. Gazzali, bu üç noktada Tanrı’ya veya dine, daha doğrusu İslam dinine ve Kuran’a uygun görüşler savunmuştur. Şu da var ki Bruno’dan beş yüz yıl evvel, bu konular İslam coğrafyasında tartışılmıştır. Nur Kandili’indeki içerikler de dikkat çekicidir.
Önceki filozoflarda olduğu gibi Gazzali’de de bilgi katmanları vardır. Birinci hamlede algılama vardır. İkinci hamlede ayırt etme yeteneği etkilidir. Üçüncüde zeka aşamasına çıkılır. Sonra kalp gözü açılır. Gerçek bilme kalp gözüyle olur.