Epistemoloji, felsefenin temel dallarından birisidir. Diğeri ise ontolojidir. Bu hafta Filozofun Merceği’nde bilgi felsefesi yapmak üzere buluştuk. Konu güncelin felsefesine dek genişledi. Programda öne çıkan birkaç temayı burada da özetlemek istiyorum.
Yalın bilme ve Diyalektik Bilme
Bilgi nedir? sorusuna “öznenin, nesneden yaptığı çıkarımdır” yanıtı verildiğinde yalın bilmeden yani primitif bilmeden söz edilir. Hakiki bilme ise diyalektik bilmedir. Marx’ın düşüncesine göre sınıflı toplumlarda bilgi nesnelerinin yani dışdünyanın üstü örtülüdür. Hatta objeler gibi olgu ve olaylar da, camera obscura’daki gibi ters görünür.Onu yalın bilme yoluyla kavrama imkanı yoktur. Örtüyü kaldırmak için diyalektik bilme yoluyla konuya yönelmek gerekiyor.
Görünüşü ve Gerçeği Bilme
Bilgi nesnesi karmaşıktır, onu anlamak, diyalektik bilmeyi gerektirir. Diyalektik bilme, bilinçli bilmedir. Esas olan da bilgi değil bilinçtir. Bu durumu netleştirmek için Marx’ın şu sözleri öğretici olabilir: “Görünüşle gerçeklik aynı şey olsaydı bilime gerek kalmazdı.” Yalın bilme sığ, sıradan ve sınırlı bilmedir. Yalın bilme yoluyla diyalektik bilmeye doğru ilerlemiş oluruz. Nitel bir sıçrama geçirerek bilinçli haline gelir insan.
Gorgias ve Bilmenin Doğası
Gerçeklik, ancak diyalektik bilmeyle, diyalektik bilinçle kavranılır. Çünkü gerçekliğin kendisi yalın/basit değildir. Karmaşık ve diyalektiktir. Bilinen ve bilenin aynı cins ve yapıda olması gerekir. Nesne dünyası diyalektikse (ki diyalektik) düşünce dünyasının da diyalektik olması zorunludur. Gorgias’ı anımsayalım. Bilgiyle dil aynı doğaya sahip olmadığı için bilgi, başkasına aktarılamaz, diyor.
Bağlantıları ve İlişkileri Bilme
Var olanlar diyalektik özelliğe sahiptir. Doğadaki bir taşın, çevresindeki canlı cansız maddelerle bir bağı, ilişkisi vardır. Taşı bilmek derken, sert, cansız ve ağır bir madde demekle yetinemeyiz. Pastaneden satın alınan bir simitin bilgisi de, tezgahtan alınan bir çay bardağının bilgisi de yalın bilmede olduğu gibi simitten ve bardaktan ibaret değildir. Bütün bir piyasayı/pazarı bilmeyi gerektirir. Dış dünyada diyalektik bir bütünlük var. Bunu bilmek de ancak diyalektik bilinçle mümkün olur. Yalın bilme açısından simit, hamur ve susam kullanılarak pişirilmiş halka biçimindeki besin maddesidir. Çay bardağı ise camdan yapılmış çay ve sıvı içmeye yarayan bir kullanım nesnesidir. Oysa bunlar, diyalektik bilme acısından “emeğin form kazanmış formu”ndan başka bir şey değildir.
Çaldıran Savaşı’nı Bilmek
Programda aktüel politik gündemin felsefesini de konuşmaya çalıştık. Bunlardan birisi, Çaldıran Savaşı üzerinden yaratılan gündemdi. Kamuoyunun yakından tanıdığı ve akademik kariyere de sahip olan bir bürokrat Çaldıran Savaşı’nı örnek verdi. Bu yüzden de zor durumda kaldı. Konuya bilgi felsefesi açısından bakmak ilginç olabilir. Sanırım, savaşa diyalektik bilmeyle değil de basit bilmeyle bakılmıştır. Sorular değişik olabilir. Savaşlar neden çıkar? Birinci Dünya Savaşı neden çıktı?
Avusturya prensini işaret eder yalın bilme. Oysa sermaye birikiminin bir sonucudur. Birinci dünya savaşının bilgisi onlarca neden ve gelişme ile bağlantılıdır. Çaldıran savaşı da böyle. Osmanlı ve Safavi Savaşı demek, yalın bilme için geçerlidir. 1514’teki bu savaş, nelerle ve hangi ilişkilerle bağlantılıdır? Bu şekildeki kapsamlı bilme basit bilmeyle olmaz. Diyalektik bilmeyi ve tarih bilincini gerektirir. Zira tarih bilgisi ile tarih bilinci aynı şey değildir. İlki yalın bilmeyle mümkünken tarih bilinci, diyalektik bilmeyle mümkün olur.
Sağcılık ve Solculuk
Diyalektik bilmeyi bilince çıkarmak için bu hafta gündem olan bir konuyu da konuştuk programda. Sağcıları eleştiren, tanınmış bir gazeteci ve aydının tutuklandığına tanıklık ettik. Konunun detayını dışta bırakıyorum. Bildiğimiz ve anladığımız kadarıyla Marksist terminolojide sağcılık ve solculuk kavramları bulunmuyor… Bunların yerine, kapitalizm, sosyalizm, Marksizm, Leninizm, Maoizm, proletarya, burjuvazi, komünizm türünden terimler var. Marksistler veya komünistler, kendilerine “solcuyuz/solcuyum” demezler.
Sol parti veya Solcu parti de pek nadirdir. Çünkü solculuk, komünizm ideolojisi değil burjuva ideolojisidir. Fransız burjuva devrimi sırasında, burjuvaları betimlemek için kullanılan bir terim olarak doğmuştur. Dünyadaki ve Türkiye’deki Marksizm/komünizm karşıtı kişiler de kendilerine sağcı demezler “Sağcı parti” adıyla da kurulmuş bir parti yoktur. Gazetecinin, sağcı dediği kesimler kendilerini milliyetçi, dindar, muhafazakar, Atatürkçü, liberal, vatansever gibi terimlerle tanımlamayı tercih ederler. Sağ-sol çatışması gibi kavramları egemen sınıflar kullanmışlardır. Amaç ise Marksist terminolojiyi tasfiye etmek, gözden düşürmek veya sulandırmaktır.