Pazar günü felsefe yoğunluklu bir günün içinde oldum. Değerli arkadaşım Mehmet Akkaya’nın konuştuğu bir etkinliğe katıldım. Sunumda ilk ilgimi çeken yön, Akkaya’nın “10 maddede” Felsefe Nedir, Filozof Kimdir? sorularına yanıt vermesi oldu. Felsefenin niçin doğduğu sorusu ile başlayan sunum, felsefe sona erer mi maddesiyle tamamlandı. Biraz başa dönerek Yılmaz Güney Kültür Merkezi’ndeki toplantıya dair biraz ayrıntı vermek istiyorum.
Günlerden 1 Şubat Pazar. İstanbul için alışık olmadığımız oldukça soğuk bir hava. Havanın soğuk olması değil bizi sıkıntıya sokan. Şiddetli bir yağmur altındayız. Üstüne üstlük aşırı hızlı ve sert esen rüzgar önümüzü görmemizi bile engelliyor. Bütün bunlar azmış gibi, gideceğimiz yeri tam olarak bilmiyoruz. Ama bence felsefi etkinlik, bütün bunları göze almayı değer.
İstanbul Esenyurt’ta Güney Kültür Merkezi’ne gidiyoruz. ‘Felsefe Nedir, Filozof Kime Denir? konulu panelimiz var. Filozof- yazar Mehmet Akkaya’yı dinleyeceğiz. Arabada benden ve Akkaya’dan başka ressam dostumuz Mualla Coşkun da var. Semt ve mahalle aralarında epeyce bir cadde, sokak araması yapmak zorunda kaldık. Navigasyon nihayet hedefi gösterdi. Tiyatrocu dostumuz Ali Yıldırım karşıladı bizi. Girdiğimiz mekanda çok sıcak bir ortam, sanatsal bir görüntü var. Dostlarla buluşma, tanışma, çay-kahve ikramı tüm yorgunluğumuzu unutturdu diyebilirim.

Program saati geldi, yerlerimizi aldık. Eylem Hanım’ın moderatörlüğünde Mehmet Akkaya; bizim arzu ettiğimiz, bilince çıkardığımız felsefenin, ana akım felsefecilerden farklı olarak hayatın gerçekleriyle örtüşmesi gerektiğini açıklayarak söze başladı. Akkaya, burjuva – liberal felsefelere eleştiriler yaptı. Filozofların abartıldığını, aktüel örnekler vererek açıkladı. Felsefenin taraflı olduğu da ileri sürüldü. Mehmet hocaya göre felsefenin çok görüldüğü toplumların geliştiğini söylemek bir yanılsamadır. Çünkü felsefe yapılan Yunan dünyasında kölecilik hüküm sürüyordu. Filozofların dine ve Tanrıya inanmadıkları görüşünün de yanlışlığı söylendi. Akkaya devamında kısaca şunları da anlattı:
“Oysa yıllardan beri, gerek liselerde ve gerekse üniversitelerde felsefe eğitimi verilmekte, hatta üniversitelerin felsefe bölümleri binlerce mezun vermektedir. Şimdiye kadar ne değişti? Önemli olan eğitim – öğretim sürecinde ne veya neyi, nasıl ve kimin, hangi sınıf için anlattığınızdır? İnsanlar yaşamları, hayatlarını kazanmak için zorunlu olarak, üretimin içine girerler. İnsanlar, bu toplumsal üretimde, iradelerinden bağımsız olarak girdikleri üretim ilişkilerinde belli bilinçlere ulaşırlar. Bu bilinç oluşumu onların hayatı anlamlandırma ve sorgulama koşullarını belirler.
Toplumsal dönüşümün alt yapısını bu bilinçlenme süreci, aynı zamanda onların toplumsal dönüşümlerine de yansır. Marx’ın çok anlamlı olarak belirttiği gibi; insanların bilinçlerini belirleyen toplumsal varlıklarıdır. Biz buna tarihsel materyalizm diyoruz. Ülkemizde hala, kendine marksistim diyen birçok insanın materyalizmle tarihsel materyalizm arasındaki ayrımı yeterince bilmediğini burada söylemek zorundayım. Materyalizm, İlkçağ Yunan filozofları tarafından da ifade edilmiştir. Önemli olan, felsefeyi gerçek hayatla, insanların yapıp ettikleriyle, yani üretim ile ilişkilendirerek ifade etmektir…”
Akkaya, Marx ve Engels’e kadar Kant, Hegel, Descartes, David Hume vb. gibi bütün filozofların, dünyayı sadece anlattıklarını, onu değiştirmek gibi bir anlayışlarının olmadığı şeklindeki Marx’ın görüşünü sade dille yinelemiş oldu. Ana akım filozofların ve feodal düşünürlerin, genel eğilim olarak mülkiyetçi olduğunu, iktidardaki hakim sınıfların sözcüleri olarak onları savunduklarını ve emekçileri, özellikle kadın ve çocukları insan yerine koymadıklarının altını çizdi. Onlar tarafından çeşitli şekillerde ve düzeylerde özel mülkiyet ve feodal mülkiyetin savunulduğunu izah eden Akkaya, bunun sadece iki istisnasının olduğunu, bunların da Karl Marx ve Friedrich Engels olduğunu vurguladı.
Sunumun sonlarında, ben de söz alarak felsefenin, bilim, sanat, din ve politika gibi insanlık için gereksiz hale geleceğini ve onun da zamanı gelince ortadan kalkacağını kısaca anlattım. Zira, insanlık, yaşamı boyunca neye ihtiyaç duymuşsa, neyi gerekli görmüşse onu yaratmıştır. Gereksizliğinde de tarihin çöplüğüne atmasını bilmiştir.
Konuşmada herkesin felsefe öğrenebileceğine işaret edilmesi önemliydi. Bilgi yerine de bilince vurgu vardı. Zira, bilgi kullanılıp hayatla bütünleştiğinde bilince çıkmış olur.
Bir soru üzerine felsefeyi, idealizm ve materyalizmden ibaret görmenin de felsefeyi basite almak olduğu söylendi. Felsefenin, bilimden, siyasetten ve sanattan ayrım noktaları da örnekler verilerek açıklandı. Aklıma gelen konular bunlar…
Akkaya’nın sonumumdan sonra tartışma, itiraz, soru ve katkılar da oldu. Felsefenin gençlere ve kitlelere ulaşmadığı anımsatıldı. Felsefenin dilinin yalın olması gerektiğini söyleyenler de oldu. Felsefenin son bulması noktasında Akkaya’ya sorular ve itirazlar da geldi. Mehmet hocanın kitapları da sergilenmişti. Birkaç arkadaş kitap imzalatma imkanı da buldu. Ortam dinamikti. Biraz daha uzun durulsaydı daha iyi olurdu. Zaman yetersiz oldu.
Başta Mehmet Akkaya olmak üzere Yılmaz Güney Kültür Merkezi’ne, değerli arkadaşım Ali Yıldırım’a ve toplantıya katılan, emek veren tüm dostlara, verimli bir gün geçirmemize imkan sağladıkları için binlerce teşekkürler…